Emlak Gündemi

Emlakçı Sattığı ya da Kiraladığı Taşınmazdan Sorumlu Olmalı!

Emlak bakanlığı bünyesinde uygulanacak emlak müşavirliği kanunu bir an önce çıkmalı. Emlakçının sattığı, kiraya verdiği, aracının gittiği her şeyde aynı zamanda sorumluluk payı olmalı...

Haber 7'de yer alan habere göre, Kahramanmaraş merkezli depremin ardından gözler İstanbul'a çevrildi. İstanbul için nasıl bir aksiyon alınacağı merak konusu oldu.

İstanbul Emlak Müşavirleri Derneği Başkanı Adnan Yeşiltaş "Deprem ulusal bağımsızlık meselesidir. İstanbul'un problemi artık İstanbul'da çözülebilir olmaktan çıkmıştır.

Bu mesele ancak Sivas'ta, Kars'ta, Van'da, Muş'ta, İç Anadolu'da çözülebilir. Orada çözüm arayışları geliştirilmeli. İstanbul’un sırtında taşıyacağından kat kat fazla yük var." dedi.

Tarımı canlandırarak, burada emekli olmuş insanları doğduğu yerlere dönmeye teşvik edilmesi gerektiğini vurgulayan Yeşiltaş şöyle devam etti;

"İstanbul'dan boynu bükük değil de isteyerek ayrılabilirler. Yıkılmış kerpiç damlarını yeniden yaparak, iş alanı açarak, topraklarını ekip biçmelerine yol gösterecek ziraatçılar atayarak, ona göre fide tohum dağıtarak insanların doğduğu köye götürmek durumundayız.

Mülkiyet, anayasal bir hak! Bu tapuyu insanların elinden alamazsınız tabi. İnsanlara buradan kalkıp Sivas'a git, Kars'a git kardeşim diyemezsiniz. Buradaki riskli bölgelerinde acil yıkılması gereken yapılar var.

Fay hattı olan yerleri acil deprem bölgesi ilan edip İstanbul'un trafiğini daha da kilitlemeyecek bölgelerde o insanlara depreme dayanıklı ev yapıp vermek durumundayız. Acilen bunu yapmalıyız.

HESAPTA OLMAYAN KİREMİTLER

Şehir merkezlerinde kendiliğinden yıkılmak üzere olan 230 bin civarında gayrimenkulden söz ediliyor. Yıkılması gerekli rapor var. Her birinde 8 daire ve dükkanlar, iş yerleri de olunca 1,5 milyon deniyor. İlginç bir tehlikeden söz edeceğim size. Örneğin kiremitler!

İstanbul acilen bu kiremit, çatı sisteminden vazgeçmeli. Düşünebiliyor musunuz? Beşiktaş'ta, Bakırköy'de, Kağıthane'de herhangi bir insan, olası bir sarsıntıda dışarı fırlayabilse yerinden çıkan kiremitlere hedef olacak! Deprem bölgesinde örneklerini çok gördük…

Ayrıca bir tehlike daha var. Özellikle şehir merkezlerinde, Beşiktaş, Kadıköy, Bakırköy, Bağcılar gibi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde insanlar ara duvarları kaldırıp giriş katlarını dükkan yaptılar. Belli bir yaştan sonra, 50-60 yaşındaki bir binanın artık ara duvarları da taşıyıcıdır.

Siz o darbelerle binanın statiğini bozarsınız. Daire olarak bilinen pek çok yer, şu an mağaza! Yerel yönetimler tarafından acilen her binanın deprem karnesinin çıkarılması gerekir. Çünkü bu binaların üst katlarıyla oynadılar. Örneğin fırıncı, pideci gibi yerlere dönüştürüp, genişlettiler. Bunlar oldukça riskli.

Türkiye'de acilen Emlak bakanlığı kurulması gerekir. Yerleşim bölgelerini tespit edecek. Jeofizikçilerin, yer altı bilimcilerinin, olur verdiği yerlerde altyapı götürülecek ve bunlar kesinlikle tarım arazisi olmayacak. Yerel yönetimlerle de koordineli çalışacak. Türkiye’de böyle bir emlak bakanlığı kurulduktan sonra, isterse 10 şiddetinde deprem olsun, kümes dahi yıkılmayacak.

İSTANBUL’A ÇİMENTO VE ÇİVİ GİRİŞİ DURMALI

Anakent Belediye Başkanı diyor ki "Yerel ilçelerde daha fazla bina yıkıldı. Onlar istifa etmedi ki ben istifa edeyim!" Topu mimar, mühendise, müteahhide atıyor. Müteahhit imara atıyor. İmar belediye başkanına atıyor. Dolayısıyla Çevre Bakanlığına suçlu yok! Oysa kolektif bir sorumluluk olmalı. Depremle yıkılmayacak binaları yaptığımız zaman devletle tartışılmayacak. Yani gömleğin ilk düğmesini biz doğru iliklemek durumundayız. Depremler olduğunda doğamız yenilendi diye davullar, zurnalar çalınması lazım. Ama biz tarım arazilerini kapatmışız. Dere yataklarına evler yapmışız. Kalkmışız daha önce deniz olan yerleri dolgu yapmışız. Dere yataklarına binalar yapıldığı için bu binalar kesinlikle kapanmalı!

Peki bu yerleşim merkezlerini taşıma projesine ne diyorsunuz?

Çok geç kalınmış bir konu! Öncelikle İstanbul'a demirin çimentonun girişini durdurmalıyız. İstanbul'a artık çivi çakmamalıyız! İstanbul'a bir kilogram beton, 10 santim demirin girmesini yasaklamalıyız. İstanbul bu yükü taşıyamıyor. Fay kırığının etrafı çeperlerinde olan bölgelerin acilen taşınması lazım. Bu taşıma da kat yükselterek falan olmamalı. Gecekondu rezidanslar kurulmamalı.

YABANCIYA SATIŞ DURDURULMALI'

Yabancıya satış kesinlikle ve acilen durdurulmalı. Yabancıya yer kiralama, tarım arazisi satmak bu ülkeyi Filistin yapar. Güvenli değil. Türkiye Cumhuriyeti'nin yabancıya, toprak ve gayrimenkul satışı durdurulmalı. Ayrıca ticaret yapmalarının, burada gayrimenkul alıp satmalarının da önüne geçilmeli. Çok uluslu firmalar, emlak piyasasının kaymağını yiyor ve paylaşıyorlar. Kendi öz yurdunda parya olmuş bir kesim ortaya çıkıyor.

İSTANBUL’A BUYRUN DEMEDEN ÖNCE...

Normal şartlarda bütün yapılaşma planlarla yapılır. İstanbul'un her tarafında planlanmış durumda, ancak uygulamaya geldiğimiz zaman bunların hepsi değişiyor” diyen İstanbul Emlak Müşavirleri Derneği Başkan Vekili Kaya Şirin, rezerv araziler konusunda Kanal İstanbul’u işaret etti: 

“Avrupa yakasında Kanal İstanbul çevresi. Buradan Çatalca'nın geneli ve Silivri olabilir ama orası da su havzasıdır. Arnavutköy'ün çeperleri olabilir, zaten şu anda tamamen sahiplenmiş durumda. Depremden önceki senaryolarda bu bölge daha çok lüks konut diye projelendirildi.

Devlet müdahalesiyle TOKİ alanı ve yerleşim olabilir. Gelgelelim, Avcılar'ı komple kaldırayım, Esenler’i, Güngören'i, Bağcılar'ı kaldırayım, oraya taşıyayım diye bir çözüm olmaz. En büyüğü İkitelli sanayi bölgesidir. A'dan Z'ye risk bölgesi, ama irili ufaklı her türlü sanayi var burada. Çatalca'nın arka tarafına, Çerkezköy'e taşıdınız. Evi oraya taşımanız bir çözüm değil ki... Bu insanlar nerede çalışacak? İstanbul'a buyurun demeden çözmeyi becermek gerekir.

GECEKONDU REZİDANSLAR

“Mevcut gecekondu rezidanslar, önümüzdeki yüzyılın çocuklarına bırakacağımız utanç abideleri. Bunlar bizim güneşimizi, hava koridorlarımızı kesmiştir! Hava koridorları kesildiği için İstanbul yağmur ve kar almıyor artık.

Türk toplumunu düşünmeyen, dürtüleriyle yaşayan, ekmeyen, biçmeyen, üretmeyen bir pozisyona sokmanın yolu işte bu gecekondular. Bunların dini imanı yok. Bunların solu sağı yok. Bunların siyaseti yok. Bunlar faşizmin en ağır, en son yüzü, en son pençesi. Bu pençeler hangi ülkelere tırnağını geçirmişse rezidans adı altında o ülkeler iflah olmaz.

GAYRİMENKUL ZENGİNLİĞİNE SON

Ulusal bağımsızlığımız tehlikeye girmesin, Türkiye'de altta kalanın canı çıksın istemiyorsak gayrimenkulü yatırım aracı olmaktan çıkaracağız. Üretime yönlendireceğiz. Nasıl?

Örneğin Ahmet Bey'in bir dairesi bir de dükkanı var, ondan çok az vergi alacaksın. Ahmet Bey'in oturduğu bir dairesi, artı dairesi daha var, kira alıyor. Çok vergi alacaksınız. Ahmet Bey bunun sayısının dörde mi çıkarttı?

Çok daha yüksek vergi! Daire sayısını 6’ya mı çıkarmak istiyor? Aklının ucundan dahi geçiremeyecek. İstanbul Emlak Müşavirleri Derneği Başkanı olarak iddia ediyorum:

Türkiye'de eğer bir zengin varsa, mutlaka gayrimenkulden zengindir. Para parayı çekmiyor. Adamın on tane dairesi var. On yerden kira alıyorsa nasıl senede bir tane gayrimenkul almazsın? Dolayısıyla bu bir saadet zinciri. Bu saadet zincirinin Türkiye'de kırılması gerekir.

EMLAKÇI SATTIĞI EVDEN SORUMLU OLMALI

Emlak bakanlığı bünyesinde uygulanacak emlak müşavirliği kanunu bir an önce çıkmalı. Emlakçının sattığı, kiraya verdiği, aracının gittiği her şeyde aynı zamanda sorumluluk payı olmalı. Bakın siz bir çorap aldığınızda eğer kaçıksa gidiyorsunuz dükkana geri veriyorsunuz.

Tüketici hakim heyeti ‘Değiştireceksin bu çorabı’ diyor. Bugün İstanbul'da gayrimenkul işi yapan bir insanın tanımı Dördüncü Murat döneminden kalan ‘simsar ve tellal’. Utanç verici bir şey. Biz İstanbul Emlak Müşavirleri olarak dört yasama döneminde kanun önerimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne götürdük. Kanun kadük oluyor, çıkmıyor.”