Bugün başka konuları ele alacaktım ama eşi benzeri görülmemiş yıkıcı bir depremin birçok ilimizi vurduğu ve kayıplarımızın olduğu böyle bir zamanda söylenecek başka sözlerin kıymeti kalmıyor.

En kötümser bilim insanlarının dahi şaşıp kaldığı, hiçbir uzmanın birden fazla ülkeyi ve Türkiye’deki 10 ili vuracak bir deprem beklemediği gerçeği göz önüne alınırsa neyle karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılabilir. Sanırım yeryüzünde böyle bir afet çok az görülmüştür.

Allah afetzede kardeşlerimizin yardımcısı olsun ve hepsinin yardımında olmayı ve yardımında kalmayı bize nasip etsin.

Enkazdan sağ kurtarılan kız çocuklarını gördük. Kim böyle bir yıkımın travmasından çıkanın kendi evladı olmasını ister?

Fakat nihayet kendi gerçeğimizle yüzleşiyoruz. Belki deprem konusunda en bilinçli ülkelerden birisiyiz. Deprem tektoniğini dahi öğrendik. Riskli bölgeler hakkında fikir sahibiyiz.

Yapılarımızın ne denli sağlam olup olmadığıyla ilgili bir kavrayışımız var. Ama bu bilincimiz afet öncesinde hala yeterince çalışmıyor. Afet olduktan sonra daha iyi olmak durumundayız hep.

Gayrimenkul imal edenlerin de bu gayrimenkulleri satın alanların da birinci önceliğinin güvenlik olması gerektiği apaçık ortada. Diğer tüm kriterler güvenlik kıstasından sonra geliyor. Sadece konut değil, işyerleri için de durum aynı.

Konuyu da bu işyeri meselesine getirmek istiyorum. Birçok deprem gördük, görüntülerini izledik, haberlerini okuduk ve nedense ve nasılsa yıkımın her seferinde, alt katı işyeri olan binaları seçmeye devam ettiğini görüyoruz. 

Dünkü depremden sonra gelen görüntüler, 99 depreminde oto galerilerin kolon kestiği binaların yıkılmışlığına benziyor hâlâ.

O zamanlar bunun yanlışlığı yeterince anlatıldığından bu cehalet bugüne kadar devam etmemiştir diye inanıyorum. Ama her nasılsa depremler bulvarları, dükkânların çok olduğu caddeleri daha çok etkiliyor.

Bunda bir iş var. Ya ticari üniteli gayrimenkullerin imalatında bir sorun var, yani müteahhitler giriş katı işyeri olarak planladığında statiği kotaramıyor ya da 99’dan önce kolonu kesilip kalmış hala birçok bina var ve yahut bulvarlar, caddeler derelerin üzerinde konumlandırılıyor. Gerçekten araştırmaya değecek kadar dikkat çekici bir durum.

Bu arada bu yazıyı yazarken neredeyse aynı büyüklükte ve yakın bir merkezde ikinci bir deprem olduğu haberi geldi. Oysa bu şiddetteki depremler böyle sıralı takip etmez diye anlatılmıştı hep uzmanlar tarafından. Ne olduğunu anlayamıyorum artık. Enerji birikiminin çok yüksek olduğu ifade edilse de sanırım bu depremler, depremle ilgili bildiklerimizi sorgulatacaktır. Belki de bilim dünyası bu depremlerle yeni bilgiler edinecektir. Belki elde edilen yeni bilgiler bize daha iyi yol gösterecektir.

Eşin İmzalamadığı Tahliye Taahhüdü Geçerli mi? Eşin İmzalamadığı Tahliye Taahhüdü Geçerli mi?

Ama her halükarda ne yapmamız gerektiğini de biliyoruz. Şükür ki yıkılandan daha çok ayakta kalan bina var. Bunların bazısı belki tesadüfen ayaktaysa da çoğu doğru imal edildiği için sağlam kalmış olmalı. Bu durum 99 depreminden sonraki farkındalığın bir yansıması olarak görülebilir.

99 depreminden sonra yapılan farkındalık çalışmaları olmasa belki de böylesine bir deprem çiftinde katlanılmaz bir durumla karşı karşıya kalacaktık. Yeni sayılan binaların görece iyi durumda olması buna işaret ediyor.

Eski binaların hepsinin denetlenmesini, bir envanter çıkarılıp harekete geçilmesini umuyorum.

Güzel Türkiye’m, başın sağ olsun. Sabırlar, şifalar diliyorum.

Editör: Emlak Zirvesi